Ekran Resmi 2015-04-27 22.01.47
Türk Usulü
Nisan 27, 2015
Ekran Resmi 2015-04-27 22.21.33
isim koyma ayağı
Nisan 27, 2015
Ekran Resmi 2015-04-27 22.19.34

Çalış, çalış, çalış…

Hayatımızdan eksik olmayacakmış gibi görünen bu üçlemenin en güzel yanı her zaman “mükafatı”dır ama okulun zorunlu

stajyeriysen, o iş öyle değil. Herkes horul horul uyurken sen kalkıp, giyinip o iş yerine gidip oturuyorsan. Karşılığında paranı bekleyip, avucunu yalıyorsan işte sende stajyer olmuşsun demektir…

Durmadan fotokopi çekmiş, hatta bir süre sonra fotokopi

makinasıyla kendine çay söylemiş, rahatsız edici bir koltukta saatlerce filtreli internette dolaşmış, tüm ayak işlerini yapmış, karşı masadaki kadının zamana karşı rekabet ederek adeta bir fiber hızda aktarmalı olarak gerçekleştirdiği dedikoduları

dinlemiş, çalışan ama serinletmeyen bir klimayla kendini

avutmuş, hiçbir iş yapmamanın da iş yapmak kadar yorucu

olduğunu fark etmişsen sen de staj yapmışsın demektir.

“Lan yeter lan of be bıktım ya!”diye devam eder hikaye.

Bir yazılım öğrencisi olarak belediyede staj yapmak ne kadar akla uygun bilinmez ama tecrübe edindiğim fikir, çayı nasıl sevdiğim olmuştur.

Çünkü odadaki çay trafiğine yetişmek imkânsız. Çaycı bu konuda profluğunu kimden almış bilmiyorum ama doluları ve boşları aynı anda alabiliyor. Karşı masadaki kadın, son çay bükücü olsa gerek, gelen çayın açık mı, koyu mu olduğunu kestirip geri yollayabiliyor.

Herkes çalışıyor olsa da, çıkmadıkları fakat çıkabileceklerini düşündükleri o tatillerden bahsediyor. “Biz tekne turu yapıcaz” diye başlayıp, adalarda bitirilen nice tatil hayalini dinliyorsunuz.

Ve de hiç susmayan o telefonlara bakıyor, arayan her insana “Ne var ne?” diye telefonu açmak isterken, kibarca “Alo, buyrun efendim…” deyip, içinizdeki hanzoyu susturmaya çalışıyorsunuz.

İnsanların stajyerden beklentisi Excel’deki hatayı düzeltmesi ve çıkarken tüm bilgisayarların kapatılması kadar basit. Çünkü hiç kimse sizin yapabileceklerinize bakmıyor. Yaptırmak istediklerine odaklanıyor. Arada koltukta kuruyup giderseniz hemen iki çay söyleyip sizi suluyorlar ki diri tutsun.

Bütün gün bilgisayarlarında özet maçlara, magazin haberlerine bakıp, gelenlerle “İki lafın belini kıralım ayol!” deyip beli, meli geçtik kafa bırakmayıp, patron her “Çay isteyen var mı?” diye sorduğunda “Aaa ben alırım ya…” diye patrondan otlanıp, mesai saati dolunca da kalkıp “Ne yorucu bir gündü yahu ne çalıştık.” deyip, çıkıp giden insanlar…

Ben giderken bana söyledikleri yüreğimi burktu…

“Çalış, çalış, çalış…”