Ekran Resmi 2015-04-27 21.21.36
HAYIRSIZ OĞULDAN MEKTUP
Nisan 27, 2015
Ekran Resmi 2015-04-27 22.01.47
Türk Usulü
Nisan 27, 2015
Ekran Resmi 2015-04-27 21.48.15

 

Ekran Resmi 2015-04-27 21.49.18

MUALLA İÇİN SANAT

Okuldan geriye kalan yarım aklımla seni düşünürdüm Mualla.

O zamanlar okula gönderilen çocukların aileleri zengindi, böyle bilinirdi. Ne çok dayak yemiştim mahalledeki çocuklardan bu yüzden. Sonra babamın bana aldığı rengarenk bilyeleri, korkudan hafif titreyen ellerimle mahalle reisi Ali’ye vermiştim de aralarına almışlardı. Akan sümüğümü sevinçle çekip, aylardır pencereden izlediğim çim alanda futbol oynayanlardan biriydim artık.

Bir kere, hiç unutmam, tüm gücümle seni düşünürken, bana heyecanla verilen pası kaleye ulaştıramadığım için, uzunca bir süre oyuna alınmamıştım. Okuldan çıkar, kalan yarım aklımı sana saklardım. Üzerine çay dökülen küf kokulu kağıtlara seni çizer; seni yazardım.

Ah Mualla… Bazen benim torunlar sorar, anneanneme nasıl aşık oldun diye… Bizim zamanımızda aşk mı vardı deyiverir geçiştiririm. Vardı ya Mualla, hem de en dertlisi en kanlısı vardı aşkın.

Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum, ama bahar sessizce gelmişti seni ilk gördüğüm gün. Üzerinde utanmaz kırmızısı bir elbise vardı. Elinde kütür kütür elma. Sana mı akmıştı ağzımın suyu elmaya mı çözemeden yanıma geldin uçarak. Salyamı silip yanağıma öpücük kondurmanla, ikinci kattan duyulan çığlık bir oldu. Annen iniyordu elinde terlik ağzında bir çuval küfür. Koşup kaçtım en yaşlı meşe ağacının ardına. Korkudan başımı yapıştırmıştım çatlak kabuklu gövdesine ağacın, sümüğümün tuzu ağzımın kuruluğunu geçirirken senin korkusuzluğunu izledim Mualla. Nasıl da kıpırdamadan durdun dağ gibi Sabahat teyzenin karşısında…

Terlikleri yerken bile başın eğilmedi. Hızını alamayan annen seni saçlarından eve sürüklerken arkanı dönüp gülümsedin bana donuk mavi gözlerinle. Akşam ben de az dayak yemedim benim pederden, nur içinde yatsın.

Paragraf başı yapmayı yeni öğreniyorduk, Ali sizin taşınacağınızı kulağıma fısıldadığı zaman. Sabah açlığından mıydı bilmiyorum; gözlerim kararmış, bayılmıştım. Öğretmen eve yollamıştı dinleneyim diye. Arka bahçeden kaçıp sizin eve gittim, çoktan gitmiştiniz.

Pencereye sıkıştırılmış kağıda ilişti gözüm, hızlıca açtım. Küçük, karmaşık bir yazıyla yazılan adresin altında, bu kağıdı bulacağını ve yeni evimize geleceğini biliyorum diyordu. Kalbim yeniden çarpmaya başlamıştı. Ellerim ayaklarım titredi, kanım çekildi. Koşa koşa eve gittim. Annemden dayak yedim kaçtığım için. Ama en kötüsü bu değil, annem kağıdı buldu Mualla. Anlamadığım küfürler edip kağıdı yanan sobaya attı…

Siyah duman içeri sızarken gözyaşlarım süzülüyordu yanaklarımdan. Sizden iki hafta sonra biz de taşındık oradan.

Geçen bayram mahalleye uğrayayım dedim. Ali’ye rastladım yıllar sonra. Cümlelerinin bitmesini bekledim sabırla, sonra seni sorayım diye. Sorunca rengi değişti, parmaklarıyla oynadığını görebiliyordum. Gözlerinde buğu birikti. Öldü, dedi biz evlendikten iki ay sonra. Sustuk.

Bazen koşuyorum terlemek için Mualla, yorulup kıyılarında dinlenirken terli terli su içmek için.